Text

yaralarıma çiçek çizer misin?

Çantasında iğne, iplik, düğme, kanca ve aspirin taşırdı. Sorduğumda bunu benim için yaptığını söyledi. Sürekli üzerimi ve saçımı düzeltmesi beni sinir ederdi. Ama bunu ona söylediğimde kırılabileceğini düşünüp susardım. Birlikte kaldığımızda çarşafları yıkar, tekrar sererken altına küçük lavanta keseleri koyardı. Boynuna ve şakaklarına lavanta yağı sürerdi. Bu kolay uyumasını sağlıyormuş. Yüzü yirmi beş, elleri yetmiş sekiz yaşındaydı. Kadınlar en çok ellerinden yaşlanıyorlardı.

Bir süre sonra beni aramadı, gelmedi, görüşmedik. Neden böyle olduğunu gerçekten düşünmedim. Ona saygı duyduğumu söylüyordum.

Ayla böyle olmadığını bildiğimi söylüyordu. Ayla sahne arkadaşımdı. Saçları ve parmakları sigara kokardı. Elleriyle yüzü yirmi yedi yaşındaydı. Muazzam bir fiziğe sahipti. Ruhunun yüz seksen yaşında olduğunu söylerdi. Eşi bir kum torbası altında kalıp ölmüştü. Cenazesine gitmemiş, bizimle sahne almıştı. Birileri ölüyordu ama hayat devam ediyordu. O gün salon tam  doluydu.

Oyun bitince ekiple içmeye gitmiştik Ayla da bizimle gelmişti. Ölümden hiç söz etmedik oda etmedi. Ama dudaklarının kenarında asılı duran hüznü hepimiz görüyorduk. O gece eve gitmek istemediğini söyledi. Bize gittik. O gece Aylayla seviştik. Ertesi gün ve sonrasında bunu unuttuk. Çünkü o an ikimizin de buna ihtiyacı vardı. Bu aynı bir önceki gün yediğin yemeği unutmak görgüsüyle aynıydı. Size kaba gelebilir. Ama bu tarz şeyleri konuşmanın görgüsüzlük olduğunu düşünüyorum.

Bir gece Sami kapıyı çaldı. Kendisi üst kat komşum. Sekizinci katta oturuyor. Saçlarını eken yaşta kaybetmiş ama dişleri tastamam ağzında. Yedi aylık hamile iri kıyım kadınların sahip olduğu fiziğe sahip. Oğlu İzmir de Radyo ve Televizyonculuk okuyor. Eşinden ayrı. Şiddetli geçimsizlikten ayrılmışlar. Ama o eşinin başka bir adamla olduğunu söylüyor. Ona göre kadınlar fazla aptal. Neyse mangal yakmış beni terasına davet etmek için kapıyı çalmış. Bende dolaptan biraz peynir biraz ekmek ve üç şişe bira alıp çıktım. Çok fala konuşmuyorduk ama gene de kötü zaman geçirdiğim biri değildi Sami. En üst katta oturduğu için teras onun sayılırdı. Terasta organik biber, domates, yeşil soğan, fesleğen gibi bitkiler yetiştiriyordu. Üzerimdeki tişört demir parmaklıklara takılıp yırtıldı. Yetmiş altı gün geçmişti beni aramamıştı. Çantasında taşıdığı iğne iplik şimdi anlamlanmıştı. Sami daldın dedi.

Evet kadınlara çiçek almanın bir fedakarlık olup olmadığını düşünüyordum. Bir de bizim maç kaç kaç biter diye tahmin yürütüyordum dedim. Sami gülümsedi. Sorunların bir buket çiçekle çözümlendiği gün soyunur bu terastan atarım kendimi dedi. Ama bir kadına çiçek almanın büyük fedakarlık olduğunu düşünen adamlar var en acısı da kadınlar hala var evlat dedi. İki bir biter en kötü ihtimal iki sıfır biter yenilirsiniz dedi. Yedik içtik sohbet ettik ve evime indim. Duş aldım bir bira daha içtim. Açık kalan televizyonu kapadım. Perdeyi açıp caddeyi izledim. Gökyüzüne baktım. Beni niye aramadığını düşündüm. İyi olup olmadığı konusunda endişe duydum ama yine de onu aramadım. Bazen küçük bir şey insanı paramparça eder böyle durumlarda. Yastığımı düzeltirken yere düşen lavanta kesesini elime aldım.

Polis kapıyı çalınca uyandım. Lavanta kesesi hala elimdeydi. Sami evinde ölü bulunmuştu ve aynı gün Aylaya araba çarpıp ölmüştü. Sami’nin dairesi aynı hafta orta yaşlı bir aileye satılmış. İzmir’deki oğlu okulu bırakmıştı. Domatesleri kurumuş eski eşi evlenmişti. Hayat böyleydi işte. Birileri ölürken birileri nefes almaya devam ediyordu. Onu aradım ve görüşmek istediğimi söyledim. Görüşmek istemediğini söyledi. Peki dedim.

Söküklerimi dikip, seviştikten sonra çarşaflarımı yıkayan, üstümü başımı düzelten bir kadın olmadı bir daha hayatımda. Ama hayat devam etti.

Çiğdem Taş

Text

bu seni rahatsız etmesin.

… Ben eski ayakkabılarımı bile atmaya kıyamam. Atmamda ayakkabılığım onlarla dolu. Çoğunu giymiyorum evet ama bu demek değil ki artık onlarla yürüyeceğim yolum yok. Hayatımdaki insanlara da davranış şeklim bu yönde. Konuşmuyor, görüşmüyor, birbirimizi aramıyor sormuyor olabiliriz. Paylaşacak hiçbir şeyimiz de olmayabilir. Dedim ya ben giymediğim ayakkabılarımı bile atmam. Hayatımdan kolay insan çıkaramıyorum bu yüzden. Ve çıkanlara da üzülüyorum ama asla kırılmıyorum. Ben iyileştim. Masamdaki insanlar sana neden bakıyorlar biliyor musun? Sırrının ne olduğunu çözmeye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki o sır bende, masada onlarla oturuyor. Bu seni rahatsız etmesin. Kızgınlıkla yazılan ve kırgınlıkla yapılan şeyleri henüz ayırt edemiyorum. Epeyce büyüdüm. Yıllandım. Kafam, göğüslerim ve popom eşit orantıda büyüyor, yokuş çıkarken ciğerlerim istop edecek bir araba kadar zorluyor virajlarımı, olsun. Birini gerçekten özlediğimde sigara yakıyorum. Bir insan ciğerindeki boşluğu başka bir şey ile dolduramaz çünkü. Sana demiştim. Bir gün bende ciğerlerimden vazgeçip kalbimle seveceğim. Kalbimden vazgeçip aklımla seveceğim. Aklımdan vazgeçip vajinamla seveceğim. Vazgeçecek nem varsa hepsinden teker teker kurtulacağım. Demiştim.



çiğdemtaş

Link

ozgenaydos:

Onunla son görüşmemiz bir barda olmuştu tıpkı ilk görüşmemiz gibi. Demek ki onunla ilk tanıştığımda bistrolar yoktu, lansman kelimesi dilimize bu kadar yapışmamıştı tıpkı devrim kelimesinin yakışmadığı gibi. Yani biz ortada kalan çocuklardık. İlk görüşmemizde kahveli bira istemiştim. İğrençsin…

Text

sokaklar bedavaydı.

“sokaklar bedavaydı, biz parasını düzenli olarak ödediğimiz evlerde otururken.”

Text

bir insanın iyiliğini düşünmeye başladığınız anda onu kaybetmeyede başlarsınız..


Quote
""

http://ask.fm/CigdemTas

Text

Yoğurt tenceresi gibi sarınıp sarınıp yatmayı çok seviyorum. Evet.

Text

ne kadar kül tablosu boşaltırsak o kadar aşığız sanıyorduk.

biz merdivenin önünde dikiliyorduk. sigara içiyorduk. ne kadar kül tablosu boşaltırsak o kadar aşığız sanıyorduk. artık furuğ’u anlıyorduk “benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir.”

22022012 - çiğdemtas

Text

Ben demem. Beni ne kadar kırdığını… sen de görmezsin. O yüzden ben küfrederim soyuna. Belki tanısam severim büyük babanı belki ananen bana tülbent oyalar. Kim bilir. Orospu çocuğu dediğim herkes hakkını helal etsin. Çünkü ben istemeyerek dedim… Çünkü anneleriniz benim soyumdan… Çünkü annelerinizi sevmiştim ben…

Ben demem.

Beni ne kadar kırdığını… sen de görmezsin. O yüzden ben küfrederim soyuna. Belki tanısam severim büyük babanı belki ananen bana tülbent oyalar. Kim bilir. Orospu çocuğu dediğim herkes hakkını helal etsin. Çünkü ben istemeyerek dedim… Çünkü anneleriniz benim soyumdan… Çünkü annelerinizi sevmiştim ben…

18022012

Text

dalga 2

“ve sonsuza denk mutlu yaşadılar”  dalga 2

Merdivenleri hzılı hızlı inip arabaya binip yok oldu adiler. İnsan nikah şahidini de gideceği yere kadar bırakmaz mı? ben olsam bende bırakmazdım. Neyse. Muhtemel kapının önünde başlardı ön sevişme salonda biterdi. Bir sigara yakarlardı ve sonsuza denk mutlu yaşarlardı. Diye düşünüyor insan ister istemez. İnsanlar düşünceleriyle insanların mahremlerine kadar girebiliyorsa bu düşünce gücünde iş var. Neyse.

Şimdi filmi başa sarın rica ediyorum. Bütün söylediklerimi unutun.

Merdivenleri hzılı hızlı inip arabaya binip yok oldu adiler. İnsan nikah şahidini de gideceği yere kadar bırakmaz mı? Allahsızlar. Bu çok ağır oldu be. Hava da soğuk bu havada yolda çekilmez. Ben en iyisi Necla’ya gideyim. Orda kalırım bu akşam belki çay içip sohbet ederken öpüşmeye başlarız birden. Acaba bana kapıyı açar mı ki…

Açar ya niye açmasın hasta bana. Necla kapıyı açar. İçinden biliyordum ya bu hafta sonu planımda Necla, boynunu çok seviyorum Necla, bana hayıflanmayan tek kadın sensin diye geçirirken… Arkada bir adam belirir. Tamam Necla der ağır ağır iner gider merdivenlerden. Bu daha çok koymuştur. Soğuk filan kesmez artık. Yürüyerek bile şehirleri gezebilir. Artık tıkanmış tuvaletler gibidir. Sifonu ne kadar çekersen çek delikte kalan bok gibidir. Sigarası bitmiştir. Sigara alacak bir dükkan arar, bulur içeri girer.  “bir paket mutluluk” versene. “Pardon” der adam. “aman işte bir paket Winston” der. Adam verir eyvallah der çıkar. Paketi açar ve bir sigara yakıp ilk nefesi çektikten sonra “sonsuza denk mutlu yaşar”

işte böyle.

16022012 -ÇiğdemTaş